loader
Ahlaki değerlerden yoksun diziler toplumu ifsat ediyor Ahlaki değerlerden yoksun diziler toplumu ifsat ediyor


Toplumun televizyon dizileri üzerinden değerlerinden uzaklaştırılarak ahlaksızlığa sürüklenmesine tepki gösteren eğitimci ve yazarlar dizilerde işlenen gayri ahlaki konuların bilinçli seçildiğine dikkat çekti.

Her geçen gün toplum hayatında onarılmaz yaralara sebebiyet veren gayri ahlaki dizilerin Müslüman toplumun hayatından çıkması, bunun yerine toplumun değer yargılarıyla uyumlu dizilerin çevrilmesi gerektiğini vurgulayan eğitimci ve yazarlar, RTÜK'ün görevini gereği gibi yapmadığını da dile getirdi.

Dizilerin insan hayatındaki rolünün çok önemli olduğunu belirten Eğitimci- Yazar Ali Bozkurt, "Sinema, toplum hayatında etkili olması açısından son derece önemlidir. Esasen hikâye anlatarak olayı anlatarak insanlara bir ana fikir vermek Kur'an-ı Kerim'in metotlarından birisidir. Kur'an-ı Kerim'in yaklaşık 3'te biri kıssalardan oluşur. Bu kıssalar gerçek olan şeylerdir. Bu kıssalardan maksat Kur'an'ın bize tarihi bilgi vermesi değil, bu bilgilerden hareketle bir mesaj vermesidir. Bize inanmamızı telkin etmek, dürüst davranmamızı, ahirete inanmamızı, ona göre hazırlık yapmamızı telkin etmektir." dedi.

"Algı operasyonlarının gönüllü olarak yapıldığını görüyoruz"

Bazı film sahnelerinde verilmek istenen ahlaki olmayan algının gönüllü bir şekilde yapıldığına dikkat çeken Bozkurt, "Film ve romanlarda olay anlatarak insanlara bir mesaj verirler. Elbette ki tek amaçları mesaj vermek olmayabilir. İnsanlar hoşça vakit geçirmek isterler fakat sinema sektöründe bazı filmlerde bazı yanlış algı operasyonlarının adeta gönüllü olarak yapıldığını görüyoruz.

Mesela üçkâğıtçı bir adam gösterilecekse sakallı bir tip seçiliyor, sömürücü tüccar bir bakkal gösterilecekse dindar bir tip seçiliyor.

Mesela 'aşk kural dinlememektir' gibi bir mesaj veriliyor. Yani evli kadınlar da kocalarının dışındaki bir kişiye âşık olabilir ve kendilerine hâkim olamayıp onunla birlikte olabilir. Bu şekilde insanlık onuru ile bağdaşmayan mesajlar veriliyor." ifadelerini kullandı.

Kişinin nikâhlaması ebediyen haram olan biriyle dizilerde normal şekilde ilişki yaşamasının sahnelenmesinin kabul edilemeyecek bir durum olduğunu vurgulayan Bozkurt, "Bir de nikâhı ebediyen kendisine düşmeyecek olan kişilerle -mesela kişinin yeğenine âşık olması gibi- hikâyeler filmlerde, bir bölüm olarak dizilerde yer alabiliyor. Böyle bir olay filmde normal bir olaymış gibi gösteriliyor. Bunlar gerçekten çirkin şeylerdir. Şu mesaj veriliyor: 'Ey genç! Mutlu olmak istiyorsan vicdanını dinleme! Nefsini dinle. Sana ne emrediyorsa onu yap, kiminle gezmeni istiyorsa onunla gez.'  Bunlar yanlış algılar, yanlış mesajlardır." şeklinde konuştu.

"Cinsel sapıklıklar normal bir davranış gibi gösterilebiliyor"

Dizilerde işlenen bazı sahnelerin İslam'a ve insan onuruna yakışmayacak şekilde sahnelendiğini belirten Bozkurt, "Bazen cinsel sapıklıklar da normal bir davranışmış gibi gösterilebiliyor. Bunlar çok yaygın olarak yok ama tek tük de olsa değişik dizilerde böyle şeyler görülebiliyor. Bazı filmlerde pornografik görüntüler var. Bunu daha çok seyirci toplamak, daha çok para kazanmak için yapıyorlar. Eğer insanların ahlakını bozarım diye yapıyorlarsa bu daha da kötü. Ahlaksızlık üzerinden para kazanmak doğru bir şey değildir. Böyle şeyleri yapanların kendilerini sorgulamaları gerekir. Bir de kadınların bedenleri üzerinden para kazanmasını haklı gösterecek bir takım mizansenlerle anlatmak doğru şeyler değildir. Onların yaşadığı çok sorunlar var. Onlara acımak gerekir, onları kurtarmak gerekir. Onların o duruma düşmemesi için toplum olarak tedbir almak gerekir. Fakat bunu film dili ile anlatırken o sahneleri uzatarak insanların zihninde bulanıklığa neden olmamak gerekir." şeklinde konuştu.

"Asıl olan yanlışları özendirmemektir"

Çağrı filmi, Hazreti Yusuf ve Ashab-ı Kehf dizisi gibi sinema tarihinde çok güzel filmlerin var olduğuna değinen ve benzeri dizileri çekebilmenin mümkün olduğunu belirten Bozkurt, "İnsanların yanlışları vardır; bu yanlışları anlatırken asıl olan yanlışları özendirmemektir. Mesela çıplaklıkla alakalı bir yanlışsa, yanlışı olduğu gibi göstermemek lazım. Yani bu sahneyi dakikalarca gösterip ben nasıl olsa yanlış bir şey gösteriyorum demek, ondan daha büyük bir yanlış yapmaktır. Çünkü o yanlış iki kişi arasında geçmiştir. Siz o yanlışı milyonlarca insana göstermiş oluyorsunuz. Onun için bu son derece sakıncalıdır. İyi bir mesaj verilmek istense bile o görüntü, mesajın önüne geçer, mesaj unutulur. Gençlerin aklında görüntü kalır. Mesaj etkili olmaz, görüntü etkili olur, tahribat olur, bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. Bu görüntülerin hem vücut sahipleri hem de seyredenler açısından günaha sebep olacağını unutmamak gerekir. Kötülükleri anlatalım ama mesajı öne çıkararak anlatalım, iyilikleri öne çıkararak anlatalım. Kötülükleri de safi zihinleri ihlal edecek şekilde ortaya koyarak değil, dolaylı ve güzel bir şekilde anlatmaya çalışalım." dedi.

"Tabiat boşluk kabul etmez"

Toplum hayatına akseden alanlarda boşluk olması durumunda insanların yanlışa sürüklenebileceğini belirten Bozkurt, "İnsanlar eskiden daha çok sinema salonlarına giderlerdi, şimdi ise her evde 300 - 400 tane sinema salonu gibi televizyon kanalı var. O kanallarda filmler oynuyor ve insanlar seyrediyorlar. O halde tabiat boşluk kabul etmez. İnsanlar film seyretmek isteyecek. O zaman ne yapmak lazım? İyi örnekleri ortaya koymak lazım. En azından istekli olanlara iyi filmleri, sakıncasız filmleri seyretme imkânı tanımak, vermek lazım. Bu filmlerde doğru olan anlatılmalı, eğitici olmalı. Bu filmlerde ahlaksız sahnelerle anlatılmamalı, bu filmlerde örnek kişiler öne çıkarılmalı, yanlışlardan caydırmak öne çıkarılmalıdır.

İçki içen bir sarhoşu sevimli bir tip gibi göstermek değil de içkinin zararını gösterecek şekilde anlatmak gerekir.

Kumar oynamak zararlıdır, aileleri yıkıyor, bunun zararlarını anlatmak, vurgu yapmak lazımdır. O filmi seyreden biri bir mesaj almalıdır.

Fuhuş insanlık onuruyla bağdaşmayan bir iştir. O halde bunu anlatmak lazımdır. Fuhuş sahnelerini göstermeden bunun zararını anlatmak lazımdır.

Tefecilik kötü bir şeydir. O halde yardımsever bir tefeci tipi değil de, tefeciliğin bizatihi kötülüklerini anlatmak lazımdır." ifadelerini kullandı.

"Müslüman olmanın bedeli, ödenmesi gereken bir karşılığı var"

Müslümanlığın sözle değil icraatla olması gerektiğini dile getiren özel bir televizyon Genel Yayın Yönetmeni ve Araştırmacı-Yazar Necati Atar, "Türkiye'de muhafazakâr bir toplum var. Kâğıt üzerinde halkın yüzde 99'u Müslüman olduğu söylenen bir ülke. İnsanlar muhafazakâr olmaktan ve demokrat görünmekten bir pay elde etmek istiyor. Türkiye, görünürde vatandaşlardan çoğunun Müslüman olduğu söylenen ya da iddia edilen bir ülke. Buna rağmen en azından kendilerine hitap edecek ya da İslami bir hayatı yansıtacak herhangi bir sinemamız ya da bir dizi sektörümüz yok. Dizi izleyen birisi değilim ama Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanından bir dizi uyarlandı. Onun da ne Huzur Sokağı ile ne de İslami bir hayatla herhangi bir ilgisi yoktu. Türkiye toplumu dindar ve muhafazakâr olarak görünmek istiyor ama gerçekten böyle bir hayatı yaşamak istemiyor. Çünkü sadece Türkiye'de değil bir bütün dünyada Müslüman olmanın bedeli, ödenmesi gereken bir karşılığı var. Ama insanlar bu bedeli ödemeye razı gelmedikleri için daha çok öyle görünmek istiyorlar. Öyle görünmek istedikleri için de özellikle dizilerde bu tür sahneler yer alıyor." dedi.

Dizilerin şeklini toplum belirliyor

Televizyon programlarının ve dizilerin, vatandaşların rağbeti doğrultusunda yayınlandığını belirten Atar, "Türkiye'de muhafazakâr toplum olarak insanların bize; 'Demokrattır, Müslümandır, Muhafazakârdır' denilmesini istiyoruz. Ama böyle bir hayatı gerçekte istemiyoruz. Eğer toplum Gerçekten böyle bir hayatı arzularsa ya da böyle bir hayatın yaşanmasını isterse dizi sektörü emin olun bir gün dahi boş durmaz. Şu anda insanlar neye tevessül ediyorsa; çarpık aile ilişkilerine, boşanmalarına, evli kadınların erkeklere, evli erkeklerin evli kadınlara âşık olmasına, aile içi ilişkilerinden tutun diğer birçok şeyin revaçta olması, toplumun bu tür ilişkilere ya da bu tür bir yaşama heves etmesinden kaynaklanıyor." ifadelerini kullandı.

Gençliğin başını alıp gittiğine dikkat çeken Atar, "Gençlik bugün ideali olmayan, kafelerde, eğlence mekânlarında zaman öldüren, baba parasıyla geçinebilen, gün boyu elinde cep telefonuyla sosyal medyada gezen gençlik olarak önümüzde duruyor ne yazık ki. Bu gençliğe hayatın sadece kendilerinden ibaret olmadığını anlatmak, İslam'ın, inancın, merhametin ne olduğunu anlatmak çok zor. Siz gençlerle aile, okul olarak günde bir iki saat ilgilenseniz dahi sosyal medyada, televizyonlarda anlatılan bu değildir. Televizyonlar insanlara idealist olmayı değil daha çok popülist olmayı öğretiyor. Durum böyle olunca diziler, toplumun gerçek ruhunu aksettiriyor veya yansıtıyor diyebiliriz." şeklinde konuştu.

RTÜK'ün görevini hakkıyla yapmadığını ve toplumu ifsat eden dizilere bilinçli olarak ses çıkarmadığını ifade eden Atar, "RTÜK'ün bilinçli olarak bu işe el atmadığını düşünüyorum. Daha Doğrusu Türkiye'de bu tür bir yaşamın devlet politikası olduğunu düşünüyorum. Dizilerle insanlar Türkiye'nin gerçeklerinden, kendi gerçeklerinden uzaklaştırılıyor.

İnsanlar bu dizilerle, evlilik ve eğlence programlarıyla bu kadar meşgul edilmese, insanlar ülkesinde neler olup bittiğinin farkına varacak. Bu tür programlarla beyinler o kadar saldırıya uğruyor ki insanlar etrafında olup bitenlerin farkına varacak zaman bulamıyor. Aileler yemek esnasında dahi sohbet edecek vakit bulamıyor." dedi. (Cemil Özdaş-İLKHA)

Kategori: Güncel
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal

KATEGORİ HABERLERİ

-
sanalbasin.com üyesidir