loader

Yanlışa Dur Demek!

 

Yanlışa “dur” diyebilmek için ilk önce ilahi kelama kulak vererek, tebliğ vazifemizi bilip/öğrenerek ona göre hareket etmeliyiz. Yani pasif iyilikten, aktif iyiliğe geçmeliyiz.

 

Kur’an-ı Kerim iki tür iyilikten bahseder: Hasenat ve Salihat. Bu iki kelimenin anlamlarına baktığımızda, ilki; “kişinin kendisine dönük” iyiliklerdir. İkincisi ise; “başkalarına dönük iyilikler” olarak açıklar. Yani hasenat, pasif iyilik diyebiliriz. “ibadetlerimi yaparım”, “benim günahlarım bana yeter”, “kim ne yaparsa yapsın, her koyun kendi bacağından asılır” mantığıyla hareket eden, pasif insanlardır. Salihat ise aktif iyilerdir. Yani hem kendi kurtuluşunu, hem de toplumu Allah rızası için uyarmaya, özüne çağırmaya gayret eden insanlar olarak tanımlayabiliriz.

 

Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda, vahyi gelmeden önce pasifti. Yani kendine iyiydi. Cahiliye toplumuna karşı pasif bir insan olarak yaşıyordu. İlahi kelamı açıp incelediğimizde bize açıklıyor. Ta ki “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar!”(74:1-2) ayetleri nazil oluncaya kadar. Bu uyarılar gelmeden önce kendine iyiydi. Toplumsal gidişe fiili bir müdahale olmadı. 

 

Peygamberimiz, bu ilahi uyarılar gelmeden ya da peygamberlik gelmeden önce, Mekke’de en güvenilir insandı. Herkes, düşmanı bile malını ona teslim ediyordu. Lakin “Kum/Kalk” emri geldikten sonra akrabalarını,  çevresindekileri ve toplumu uyardıktan sonra ona “deli, büyücü, şair” dediler. Tüm bu karşı çıkışların tek bir sebebi var: pasif iyiden aktif iyiye geçmesidir.

 

Tüm zamanlarda Müslüman liderler, alimler hakkı haykırmaya, anlatmaya kalkıştığı an, İslam düşmanları tarafından engellenmeye çalışılmış. Said Nursi’nin hayatında da görüyoruz. Aktif iyiliğe geçtiği zaman ona da deli diyorlardı. Yıllarca cezaevine atılıp, işkenceler yapıldı. Sebep: aktif iyi olmasıdır. Doğuda ve güneydoğuda çoğu cemaat faaliyet gösteriyor. Ama aktif hale geçtikleri zaman küfür/batıl ideolojilerin saldırılarına maruz kalıyor.  Cumhuriyet tarihinden günümüze kadar sayısızca örnek verebiliriz. Laiklik deyip, Müslümanlara hücrelerine tıkmıyorlar mıydı?  Laiklik, Allah’ın varlığına inanıp da emir ve yasaklarını görmezden gelmektir. Şeytan da laikti dikkat edilirse çünkü o Allah’a inanıyordu, daha önce melekti zaten ama İlahi Emire karşı gelmekle Allah’ın sonsuz lanetine uğramadı mı?

 

Peygamberimiz bir hadisinde İsrailoğulları arasında bozgunluğun nasıl başladığını şöyle anlatıyor: “Bunlardan birisi, günah işleyen diğer birisine rastlar, ‘be adam, Allah’tan kork, yapmakta olduğun işi bırak, zira  o iş sana helal değildir’ der. Ertesi gün yine o adama aynı halde rastlar. Böyle olduğu halde, o adamla yiyip içmekten ve onunla düşüp kalkmaktan çekinmedi. Onlar böyle yapınca Allah bunların kalplerini birbirine benzetti. Sonra İsrailoğulları  içinde kafir olanlar, isyanları ve hududu aşmaları yüzünden Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle lanetlendiler. Onlar yaptıkları günahlardan birbirlerini engellemeye uğraşmazlardı. Bu ne çirkin bir şeydi. Bunlardan bir çoğunu, kafirleri dost tuttuklarını görürsün. Onlar nefisleri kendilerini ne fena şeye Allah’ın gazabına götürdü. Onlar azapta daima kalacaklardır. Bunlar, Allah’a, peygambere ve ona gönderilen kitaba inanmış olsaydılar, kafirleri dost edinmezlerdi.  “fakat onların çoğu fasıktırlar” mealindeki ayeti okudu ve sonra şöyle buyurdu: “hayır; ya iyiliği emreder ve kötülükten alıkoyar, zalimi zulüm etmekten alıkoyar, onu hakka çevirir ve hak üzerinde durdurursunuz yahut Allah kalplerinizi birbirine benzetir, sonra sizi de İsrailoğullarını lanetlediği gibi lanetler.”

 

Günümüz toplumuna  baktığımız zaman yukarıdaki hadiseden  bir farkımız kaldı mı acaba? Kendimizi hesaba çekmeliyiz. Durup çevremize bakıp ciddi ciddi düşünmeliyiz. "Ben" merkezli  şahıs olarak sadece kendimizi düşünüp , “toplum ne yaparsa yapsın bana ne ben kendime bakarım” düşüncesiyle hareket ettiğimiz takdirde başımız da belalar ve musibetler eksilmeyecektir.

 

Elimizden hiç bir şey gelmiyorsa dahi kötü yolda olanlara, zulüm altındaki kardeşlerimize dua edelim. “bana ne dünyayı ben mi kurtaracağım” düşüncesiyle hareket edilmemeli.

 

Kısaca; şunu diyebiliriz; Vahiy, pasif iyileri, aktif iyi yapmak için indirilmiştir. O vahyin emirlerinden biri de “iyiliği emir, kötülükten nehiy” emridir.

 

“İçinizden, hayra davet eden, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun! İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir”(3:104)

 

Allah, bizleri de yukarıdaki  ayette methettiği kullarından eylesin… amin        

 

Selam ve dua ile…

foto
Yazar: Abdullah Sevinç
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal
Advert
sanalbasin.com üyesidir